Ruh Zihin Beden

    Bizi oluşturan sistem bir birine bağlı ve iç içe geçen çarklardan oluşmuştur. Zihnin hayatta kalma çabasına ruh eşsizliği ve  sezgisi ile cevap verir, bedende katman katman hepsini sararak muhafaza eder ve içimizi dışımıza yansıtır.Ruhun evi olan beden ve hayatın işleyişini sağlayan zihin dengesizlik içine girdiği an fiziksel ağrılar ve hastalıklar, depresif ruh halleri birer birer ayna olarak dışarıya yansıyacaktır.Hastalık yok hasta vardır.

    Yaşadığımız alem bütünün parçası ve birbirinin aynısı ve aynasıdır.  İçerde yaşanan zihinsel ve ruhsal bocalama  bedenimizde anında kendini gösterecektir. Aynı şekilde bedeni kullanma şeklimiz  kas ve eklem hafızasına yerleşip duygu ve zihin dünyamızı etkileyecektir.Duruş bozukluğu ve beden dengesizliği bize bağlı bütün sistemimizin dengesizliğine sebeptir.Bütünsel denge komplike bir yapıdır;  cenin ve bebeklikten  itibaren kodlanan kayıtlar , ilişki içinde olduğumuz kişiler  ve  toplum,  beslenme alışkanlığımızda dahil hepsini harmoni yapıp dış dünyaya sunan bedenimizdir. En güçlü enstürmanımız dokunabildiğimiz fiziksel yapımızdır.İşte çözümde burda başlıyor.O zaman dengelenmek için müdahale edebileceğimiz en kolay, en güvenli, ve en pratik yol olarak  kendi bedenimizden başlayalım ki içerdeki sistemlerimizde birbirini takip ederek dengelensin!

    İçinde yaşadığımız yüzyıl omurga ve beden dengesini alt üst etmiştir. Algılarımızın üzerindeki aşırı baskılar, stres ve hareketsiz yaşam, gıda terörü ile birlikte ruh zihin beden dengemizi bozmuştur. Bizlerde bedenimizin kullanma klavuzu olan doğru duruş ve oturma pozisyonlarını kullanmadığımız için ağrılar ve hastalıkların hedefi haline geldik.

    Diğer yandan bedenimize duruşunu veren duygu ve düşüncelerimizdir.Derin acı ve keder içindeyken omuzların öne düşmesi içe kapanma ve omurganın eğilmesi bir reflekstir ve olması gereken budur çünkü beden o acıyı anında absorbe etmek için alanını daraltır, dış etkenlere kendini kapatır, olayı çözümleme, sindirme ve başa çıkma yollarını arar. Bu postür bizlerin genel duruşu değildir o ana ait ve geçici bir durumdur.  Lakin zihin boş durmaz bir kalıp oluşturur ve vücudumuz ona göre hormon üretir.  Hormonların yön verdiği duygularımız ise kendi hafızasını oluşturup kas ve hücrelere kadar inerek bedende kaydedilir.  Geçici bir durum iken kaydedilmiş ve sonradan öğrenilen bu duruş şekli bizde kalıcı olmaya ve omurgamızı bozmaya başlar. O duruşta kaldıkça hücre hafızası değişmeyecek, aynı düzlemde hormon salgılanacak, işin içinden çıkılmayan bir labirente hapsolmuş olacağız.

    Hiçbir problem var olduğu düzeyde çözülemez. Bedende bizden bunu çözmemizi istiyecektir. Sonuç  olarak duruşu düzeltmek; kas hafızasını değiştirmek, zihnin algısını ve hormon dengemizi de düzenleyecektir.

    Yaşadığımız ağır travma ve olaylardan sonra veya üzerimize reklamlar ile oynanan ağır algı operasyonları neticesinde gelişen güvensizlik, değersizlik ve yetersizlik gibi olumsuz duygular içinde isek beden duruşu bozulacak dengesizlik enerjisi bize hakim olucaktır. Tabiki ruh bu durumda bizlere sinyal gönderip bişeylerin yolunda gitmediğine dair bizimle iletişime geçecektir çünkü özümüzde hepimiz eşsiz tek özel ve tam bir enerji üzerine bu dünyaya gönderildik.

    Beden dengesi ve doğru duruş ile özünüzde size ait olmayan ama sonradan sizi ele geçiren olumsuz algılara veda edilebilir kas ve hücre hafızanızdan silebilirsiniz. Dengelenme ile kararlı güvenli değerli ve yeterli bir birey olduğumuzu hatırlayıp ruhunuzla  iş birliği içine geçebilirsiniz.